15 Mayıs 2008 Perşembe

Asla daha azıyla yetinme 'Magnum' ye...


Algida Magnum aldı başını gidiyor. Algida dondurma yelpazesinin en şaşalı dondurması magnumun diğer ürünlerine nazaran müşterinin gözünde ve damağında yeri ayrıdır.

Türkiye’de ilk olarak 1994 yılında tüketiciyle buluşan Magnum, özellikle yetişkinler için satışa sunulan ilk çubuklu dondurma oldu.
Bugün Magnum, yılda 1 milyara yakın satış yapan, dünyanın önde gelen dondurma markalarından biri. Magnum Classic, Magnum Badem ise Magnum’un en büyük başarıları arasında yer alıyor.

Tabi bu başarılarının da fiyata yansımasınıyelpazenin en pahalı dondurması olmasından da görebiliyoruz.Peki değmez mi? Tabiiki de değer.Satıldığı fiyatın hakkını veren bir dondurma Magnum. Kaplamasındaki farklı çikolatası ve içindeki Sütlü dondurmasıyla rakiplerine tahtında pek de yol verecek gibi gözükmüyor. Ayrıca Magnum bir farklılık daha ekleyerek daha fazla müşteri kitlesine hitab etmeye başladı Magnum Light' ı çıkararak. Çünkü diyet yapan insanlar çikolatanın kalorili olduğunu bilirler ama sütlü tatlının en hafif tatlı olduğunu düşünerek ayrıca %33 daha az yağ oranını gören diyetteki bir müşteri hiç vakit kaybetmeden ağzının tadını yerine getirmek isteyecektir.


Magnum bununla da kalmadı. Müşterinin ağzında dolanan fikri aldı ve uygulamaya koydu. Sonucunda magnum çikolata ile çikolata
sektörüne girdi. Dondurma sektöründeki başarılarıyla birlikte çikolata sektörüne de girmesi magnumu algidadan ayrı bir marka haline getirdi. eskiden magnum deyince algidanın bir dondurması aklımıza gelirken şimdi ise hem çikolatası hem de dondurmasıyla aklımıza getireceğiz.
Çikolataların fiyatları konusunda ise pek olumlu bakıyorum diyemem. Çünkü parmak kadar çikolatayı 2 milyon ytl ye satmaları çok da memnun edici bir durum değil. Magnum çikolatası diye düşünürsek, pahalı olmasını bekleriz ama okadar küçük bir şey için 2 ytl vermek isteyen insan çok nadirdir. sonuçta dondurması yelpazede en pahalı ürün olmasına rağmen uçuk bir rakam değil. Ve yine de prestijli bir ürün olarak akıllarda kalıyor. bunu düşününce peki neden çikolatada böyle bir tavır sergiledi? bence daha makul bir fiyatla satış yaparsa başta ben olarak çikolata sever müşteri kitlesini azaltmamış olur..


EN SESSİZ!!!




Televizyonda bu aralar Rowenta Silence Force reklamını izlemekteyiz. Süpürge yerine kedinin dilinden çıkan hışırtıyı duyuyoruz.Ve reklamın sonunda firmanın sloganı izleyiciyi etkilemek adına dikkat çekici. İnsan ister istemez merak ediyor. Bu merakımı gidermek adına internetten makinelerin özelliklerine bakmaya karar verdim.Silence Force 66 desibel ses çıkarıyor. Standart elektrik süpürgelerinden tam altı kat daha az ses çıkarıyor ve böylelikle 'en sessiz 'ünvanınıda hak ediyor.Diğer en sessiz makinelerin ses seviyeleri ise en az 70-80 desibel civarında.Geçenlerde de birçoğunu denedikten sonra, Rowenta Silence Force’u da süpürge filomuza kattık. Reklamdaki abartılı sessizlik Silence Force dahil henüz hiçbir makinede olmasada gerçekten etkileyici olduğunu kabul etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Evinizi süpürürken çıkan sesten bunalmayacağınızı garanti edebilirim. Silence Force kadar göz önünde olmasada Philips’in yeni ürünlerinin aynı kalitede olduğunu söyleyebilirim. Philips Marathon’dan çıkan 78 desibellik ses kesinlikle çok fazla değil. Böyle olmasına rağmen herhangi bir pazarlama stratejisinde bulunmamaları ilginç geliyor. Hatta baktığımızda malzeme kalitesinin Rowenta’ya göre daha iyi olduğunu bile söyleyebilirim. Birçok markayı denememize, hatta bu markaların pazarda isim yapmış markalar olmasına rağmen aradığImız kaliteyi bir türlü yakalayamamıştık. Birçok kişinin de bizimle aynı sorunu yaşadığını düşünmekteyim. Yıllardır evimizde en çok değişen alet ünvanını kimseye kaptırmayan elektrik süpürgesi belki bu konumunu bir başkasınarakır.

BİRAZDA BİZDEN...


Mc Donald’s bilindiği üzere dünyanın en büyük restoran zinciri. Bugün 100’den fazla ülkede 30000’den fazla restoran ve 1,5 milyon çalışanıyla hizmet veren, tam anlamıyla dev bir şirket. Hatta öyle bir şirket ki Hamburger Ünivesitesi bile kurmuşlar, yaptığım araştırmalara göre 1990 yılında bu üniversitenin mezun ettiği öğrenci sayısı tam olarak 40000, 2008 yılındaki rakam muhtemelen 50000 civarında. Mc Donald’s deyince herkesin aklına ilk gelen şey muhtemelen Big Mac, bu ürün 1968 yılından bu yana Mc Donald’s restoranlarının menüsünde bulunuyor, kısacası epey eski. Big Mac öyle bir marka olmuş ki, reklama hiç ihtiyacı yok tam tersine artık Mc Donald’s Big Mac’i pek önemsemiyor ki, kendi reklamlarında hep Big Mac yiyorsunuz birazda Quarter Pounder, Mc Nuggets, Mc Turco, Double Cheeseburger yeyin diyor.

Değinmek istediğim konu da burada başlıyor, son günlerde televizyonlarda Mc Donald’s reklamları geziniyor. Reklamlar şöyle; Quarter Pounder nedir?
a-Bir futbolcu
b-Mc Donald’s ın enfes lezzetlerinden sadece biri.
c-vs
d-vs

Sonra ise reklam şöyle ilerliyor, Quarter Pounder nedir biliyorsunuz ama hep Big Mac yiyorsunuz, biz de lezzetliyiz, bizde doyurucuyuz biraz da bizden yiyin. Bu nasıl bir pazarlama stratejisidir soruyorum kendi kendime? Evet Mc Donald’s Big Mac olmasa ne durumda olur bilinmez diğer ürünlerini de ön plana çıkarmak istiyorlar ama bu şekilde olmaz ki bu, dünyada hangi şirket kendi ürünü için resmen tüketmeyin, almayın gibi mesajlar verebilir ki? Benim bu reklamdan anladığım Big Mac almayın oluyor.Böyle bir reklamla karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim ve her izlediğimde de vah diyorum Mc Donald’s a. Aslında şu açıdan düşünecek olursak biraz mantıklı gelebilir, sonuçta Big Mac 1968 yılından beri ön plandaki ürün ama zamanla Burger King ‘in Whopper’ı gibi kuvvetli rakipler kazandı ve muhtemelen “life cycle”ını doldurmuş bir ürün, tıpkı fiil haline gelmiş vim ürününün kaldırılması gibi. Benim görüşüme göre yaptıkları strateji fazlasıyla riskli, ve reklamların yayınlanma sıklığından da anlaşılacağı gibi bu riski almakta hiç tereddüt etmemiş Mc Donald’s. Ortaya çıkabilecek sonuçlar ise muhtemelen şunlar; ya Big Mac’e olan talep bir miktar azalırken istedikleri gibi diğer ürünlere olan talep artacak yada Big Mac’e olan talep azalacak ve diğer ürünlerde değişiklik olmayacak. Kısacası keşke daha risksiz bir pazarlama stratejisi uygulasalardı da Burger King karşısında zar zor ayakta duran Mc Donald’s hedeflerine kolayca ulaşabilseydi…

12 Mayıs 2008 Pazartesi

AŞKIMLA ERİR MİSİN?

Yaz geliyor,dondurmalarımız yavaş yavaş kendini göstermeye başladı.Algida’yı da unutmamak lazım tabi.. Ne yalan söyleyeyim "dondurma" denince aklıma,ev yapımı dondurmalardan önce,beni "aşkıyla eriten" Cornetto geliyor.Çok yakınımızda bir market var,herkesten önce sezonu mutlaka o açar,her sene de Algida en yeni "model"leriyle ilk onda satılmaya başlar.Resmen bekliyorum o buzdolabı çalışmaya başlasın,tepesine fiyat listesi asılsın diye…Buzdolabı fişe takıldığı anda ben her sene olduğu gibi bu sene de dolabın basına dikilicem. Denemediğim tek bir çeşit kaldı mı bilmiyorum,ama Cornetto benim için gelmiş geçmiş en güzel tada sahip dondurma.Geçmişten bu yana,Algida’nın da Cornetto’nun da logosu değişti,ambalajları değişti,daha parlak daha cafcaflı hale geldi,bir de kendine güzel bir slogan edindi..Tam benim gibi Cornetto fanatiklerine yönelik.. "Aşkımla erir misin?"…

11 Mayıs 2008 Pazar

CEM YILMAZ'IN OPET REKLAMLARI


Eminim aklınızda çok değil bir süre önce yayınlanmakta olan Cem Yılmaz’ın OPET reklamları kalmıştır. Çünkü eminimki bir çok insanı gülmekten kırıp geçirmeye yetecek kapasitede reklamlardı. Relamlar seri halinde toplam beş bölümden oluşmaktadır.
Benim en çok güldüğüm bölümü; kahramanlarımız Mike ve Gitt’in, kendilerine gelen yeni görev için Çin´e gittikleri bölümdü. Bu sefer görevleri, Mike´ın üstün hizmetlerinden dolayı yapılması kararlaştırılan oyuncağı için Çin´e gidip kalıbını aldırmaktı...
Opet gayet başarılı bir şekilde reklam kampanyalarında farklılaşarak marka bilinirliğini arttırırken ürün tanıtımını da gayet iyi bir şekilde yapıyor. Bakalım bundan sonraki maceralarda Mike ve Gitt i ne şekilde karşımızda göreceğiz sabırsızlıkla bekliyoruz. Cem yılmaz'ada reklamdaki rahatlığı ve başarısı açısından tekrar hayran kaldığımı söylemeden edemiyeceğim:)

4 Mayıs 2008 Pazar

Ülker ve taklit çikolataları

Ülker, gıda sektöründe 1944 yılından beri var olan köklü bir firma. Gerek bisküvi, gerek çikolata denilince akla gelen ilk isimlerden olduğu şüphesiz. Son yıllar da farklı gıda sektörlerine giriş yapsa da, en yüksek bilinirlik ve tercih edilirlik seviyesi çikolata sektöründe. Ürün çeşitliliğine baktığımızda, klasik sütlü, bitter, fındıklı, gofret gibi çeşitlerin yanında bir de Alpella markası altında ürettiği ürünler var. Ne yazık ki Alpella markası altında ki ürünler genelde ünlü yabancı çikolataların taklidi olmaktan öteye geçemiyor. Örnek vermek gerekirse, Milka M-Joy, kabarık dikdörtgen şekli ve içinde bütün fıstık/fındık/badem bulundurmasıyla tercih edildi. Bu durumun ardından Ülker, Alpella Rio'yu çıkarttı. Gerek şekil olsun, gerek içinde ki malzemenin bütünlüğü olsun birebir aynı. Hatta paketi bile aynı renk ve M-Joy'la kolayca karıştırılabilecek nitelikte. Daha küçük çaplı firmaların yapması bir derece anlaşılabilinirken, Ülker gibi bir markanın artık kendi özgün ürünlerini üretmesi gerektiğine inanan birisi olarak, bu tarz pazarlama tekniklerinin de etik olmadığı kanısındayım.

1 Mayıs 2008 Perşembe

Hedef: ''seni seviyorum''


Şirketlerin olduğu gibi bizim de kendimizce hedeflerimiz yok mudur? Vardır tabiiki de mesela iyi bir eğitim görmek, zengin olmak, mutlu bir aileye sahip olmak vs... Bir firmanın sağladığı ürün gibi kendimizi de bir ürün olarak hayal edebiliriz. Karşı cinsi ise hedef müşteri olarak ele alalım.. Önce kendimizle ilgili fikirleri toplarız. Bunlar:



  • -saç rengini değiştirme

  • -kıyafet tarzını değiştirme

  • -uygun beden ölçülerine sahip olabilme

  • -hareket ve davranışlarımızda bulunmak istediğin statüye göre yönelme

  • -iyi bir eğitime sahip olma...

olabilir. Tabiiki bunların hepsini kendimizde uygulamak zor gelebilir onun için bizim şartlarımıza en uygun olanlarını seçeriz, diğerlerini eleriz.Örneğin; saç rengini değiştirmek ve kıyafet tarzını değiştirmek...Karşı cinsin gözüne girebilmek için bir insanın en çok fedakarlık gösterdiği şeylerdir.Bu aşamadan sonra seçtiğimiz fikirler üstüne daha da gideriz. Hangi saç rengini-stilini, hangi tarz giyinmeyi, hangi markayı daha çok sever gibi...Bunları en ince ayrıntısına kadar düşündükten sonra kendimiz üzerinde uygularız. Uygulama sonucunda geldik test aşamasına.Onun bulunduğu ortamlarda başlarız boy göstermeye. Baktık bize olan ilgi arttı, konuşmalar sıklaştı, beraber yemeğe gidelim gibi teklifler ortaya atılmaya başladıysa karşı cins memnun kalmış diyebilirz. Böylelikle kendimize yeni bir tarz oluşturmuş olup, bu tarzı da sabitleriz karşı cinsin zevkleri değişene kadar. Eğer bunların sonucunda sevgili olunduysa ne ala... yani hedefimize ulaşmışız demektir...:)