4 Mayıs 2008 Pazar
Ülker ve taklit çikolataları
1 Mayıs 2008 Perşembe
Hedef: ''seni seviyorum''

Şirketlerin olduğu gibi bizim de kendimizce hedeflerimiz yok mudur? Vardır tabiiki de mesela iyi bir eğitim görmek, zengin olmak, mutlu bir aileye sahip olmak vs... Bir firmanın sağladığı ürün gibi kendimizi de bir ürün olarak hayal edebiliriz. Karşı cinsi ise hedef müşteri olarak ele alalım.. Önce kendimizle ilgili fikirleri toplarız. Bunlar:
- -saç rengini değiştirme
- -kıyafet tarzını değiştirme
- -uygun beden ölçülerine sahip olabilme
- -hareket ve davranışlarımızda bulunmak istediğin statüye göre yönelme
- -iyi bir eğitime sahip olma...
olabilir. Tabiiki bunların hepsini kendimizde uygulamak zor gelebilir onun için bizim şartlarımıza en uygun olanlarını seçeriz, diğerlerini eleriz.Örneğin; saç rengini değiştirmek ve kıyafet tarzını değiştirmek...Karşı cinsin gözüne girebilmek için bir insanın en çok fedakarlık gösterdiği şeylerdir.Bu aşamadan sonra seçtiğimiz fikirler üstüne daha da gideriz. Hangi saç rengini-stilini, hangi tarz giyinmeyi, hangi markayı daha çok sever gibi...Bunları en ince ayrıntısına kadar düşündükten sonra kendimiz üzerinde uygularız. Uygulama sonucunda geldik test aşamasına.Onun bulunduğu ortamlarda başlarız boy göstermeye. Baktık bize olan ilgi arttı, konuşmalar sıklaştı, beraber yemeğe gidelim gibi teklifler ortaya atılmaya başladıysa karşı cins memnun kalmış diyebilirz. Böylelikle kendimize yeni bir tarz oluşturmuş olup, bu tarzı da sabitleriz karşı cinsin zevkleri değişene kadar. Eğer bunların sonucunda sevgili olunduysa ne ala... yani hedefimize ulaşmışız demektir...:)
13 Nisan 2008 Pazar
İzleyiciye 5 kat daha uzun süreli etki yapan reklam 'Domestos güçlü etki'

5 Nisan 2008 Cumartesi
Light kolalar ölmez, sadece isim değiştirir!
Yeni Ford Focus'a ...
öncelikle reklamı izlemeyenler için bu link e bakmalarını rica ediyorum.
Araba reklamı dendiği zaman lastik,far,direksyon,boş yollar,virajlar,hız gösterileri, güvenlik,sağlam yol tutuş sloganlarına o kadar alışmışım ki bu reklamı görünce hayran kalmıştım.Klasik araba reklamlarının o kadar dışında ki... Özellikle de bir bayan sürücü olarak amacım sadece ulaşımımı sağlamakken arabalara ve markaya saygım arttı.
Yeni modelin Pazarlaması için seçilen yöntem o kadar saygın ve yaratıcı ki.Farklı bir bakış açısıyla bir arabanın parçalarının ne kadar işlevsel olabileceğini göstermişler bizlere.Yeni Focus`un benim ilgimi çeken reklam filminin oluşum hikayesi ''Aracınızın her parçası yeniden yorumlandı” fikri üzerinden ilerlemiş. 22 kişilik dizayn ekibi ile yaklaşık 7 hafta süren bir çalışma sonrasında, Focus`un 21 orjinal parçasından oluşturulan ve gerçekten çalınabilen enstrümanlar yapıldı. Örneğin aracımızın şanzımanı ve motor kaputunun kenar kısımları ile gerçek bas gitar ve piano telleri eklenerek yapılmış.
Bu enstrümanların yarattığı müziğin, harmoni ana fikrini çok güzel aktardığını;reklamı izlerken arabanın fiyatı,özellikleri yerine markanın pazarlama anlayışlarının paraya endeksli olmadığı, başarılı, yaratıcı, şık bir markanın akıllara geldiğini ve markanın imajını yükseltmeyi başardıklarını düşünüyorum.
Ve tebrik ediyorum...
NAME YOUR PORSCHE
Porsche markası “Name Your Porsche (Porsche’ne isim koy) adlı yeni hizmeti ile son zamanların alışıldık marka kimlik stratejilerine, otomotiv sektöründen güçlü bir örnek sundu. Artık, Porsche sahipleri araçlarına istedikleri kimliği verebilecekler. Normalde model isminin yer aldığı bölüm, bu hizmet ile yerini sahibinin; ismine, şirketine, sevgilisine hatta belki de kedisinin ismine bırakacak. Ayrıca, seçilen kelimeler Porsche markasının orjinal fontunda olacağı gibi isteğe göre siyah, gri, krom ya da altın olabiliyor. Name Your Porsche.com adlı sitede hizmet hakkında detaylı fiyatlandırma yapılıyor olmasına rağmen, yaklaşık beş harflik bir kelime 375€ ‘dan harf sayısının artması ve özel seçimlere göre 900€ ‘ lara kadar çıkıyor. Dünya genelinde tüm Porsche sahipleri buradan sipariş verebiliyor.
Aslında çoğumuz araçların belli bölgelerine modifiye edilen, kimlik kazandırılan kelimelere alışığız. Hatta bir dönem araçların arkalarına yazılan yazıların arkadaş sohbetleri arasında kahkahalara sebep olduğunu da yaşamışlığımız var. Sayılı olsa da plakalarına isim yazdıranları da biliyoruz. Fakat Porsche gibi bir marka kendi müşterilerine bu fırsatı sunuyorsa, söz konusu alışkanlıklar yerini bireysel gösterişe bırakıyor. Aslında amaç da bu! Tabii böyle bir etkiye tepkiler hep aynı olmak zorunda değildir. Mesela İstanbul’da ” Kro ya da Görmemiş” iken, Las Vegas’ da “Cool” olabilirsiniz:)
2 Nisan 2008 Çarşamba
TÜRKİYE'DE PAZARLAMA
Aslında her konuda potansiyeli çok yüksek bir millet olduğumuzu düşünüyorum. Fakat hemen hemen her konuda da kolaya kaçmayı seviyoruz. Bundan pazarlamada haliyle nasibini alıyor. Müşteri odaklı düşünmek yerine ,’Kaynağımı buldum ürettim, bir şekilde satarım.’ mantığı egemen bizim üreticimizde. Böyle bir mantalitenin pazarlamaya yaklaşımını tartışmıyorum bile. Bu yaklaşımın sonucunda da ne üretirsem satarım mantığı tutmuyor.
Günümüz Türkiye’sinde artık ‘rekabet’ ön planda ve olmazsa olmazlardan birisi. Belki eski zamanlarda bu yaklaşımın geçerliliğinden söz edebilirdik. Ama artık çağımızin gerektirdiği adımları atmamız gerektiğini düşünüyorum. Eğer atmazsak böyle bir rekabet ortamında pek şansımız olacağınıda zannetmiyorum. Pazarlamaya önem vermeyen birçok şirket zarar etme ve hatta piyasadan silinme riskini göz önünde bulundurmalıdır.
Ülkemizde aslında alınacak ürünü incelemek yerine, eş dosttan duyulanlar her zaman daha önemli oluyor. Bu noktada pazarlamanın önemini anlıyoruz. Bu da etkili bir pazarlamanın kalite açısından çok ta yüksek standartlarda olmayan bir ürünü bile sattıracağını gösteriyor. Bu ele alabileceğimiz en basit örnek fakat birçok firma bunu bile yapmaktan aciz. Türkiye’de ancak büyük ve kurumsallaşmış şirketlerin yaptığı pazarlamaya ‘etkin’ sıfatını ekleyebiliyoruz. Çünkü bu şirketler altyapılarını oturmuş olup, pazarlamanın şirketlerinin geleceğine ayna tuttuğunun da farkındadırlar.
Global dünyada artık kıtalararası bir rekabet hakim ve firmalar pazarlamayı o kadar etkili bir biçimde yapıyorlar ki dünya pazarında rekabet edebiliyorlar. Türkiye ise anca kendi ürünlerini yurtdışına başka şirketlerin etiketi altına girmek koşuluyla pazarlayabiliyor. Bu nedenle üstündeki isim bizim olmadıktan sonra pazarlanan ürünlerin hiçbir anlamı kalmıyor.